Dün, evimden çıktım. Kanyona doğru yürümeye başladım. Birkaç küçük işimi halledip kendime gün içinde belirlediğim bir kitabı almayı planlamıştım. Evim oldukça yakın sayılır Kanyon’a. 10 dakikalık bir yürüyüş. Bütün gün oturmaktan hamlaşan kıçımı sıkılaştırmak için güzel bir fırsat. Sıkı bir kıç, kadınlar ile münasebette 2. seviyeye geçişte oldukça önemli… Ben ise her zaman götüne güvenen bir erkek olmuşumdur.
Yol boyu korunmanın günümüzdeki önemini düşündüm. Bunu yaparken de kulaklıklarım ile vahşi minibüs kornalarını yok sayabilmeyi başardım. Şayet korunmazsa insanlar, katastrofik sonuçlarla başetmek zorunda kalabilirler. Bugüne kadar korunmadıysanız eğer, hemen google,a girip hearing test diye aratın ve 5 duyunuzdan birini korumadığınız için ne hale geldiğinizi görün.
Tütünümü alıp kanyona vardığımda dikkatimi çeken 3 küçük şeye dikkat çekmek istiyorum. Dikkatli olmak önemli. Tchibo okullar açıldığı için kırtasiye reyonu açmıştı. Tam çakal bunlar. 10-15 adım ötemde yürüyen bayanın götüne güvenmek için çok haklı sebepleri vardı. Ve evet, 5 adım ötemde yürüyen adamın da dikkatini çekmişti bu güzel popo. Yanılıyor olamazdım. Her entellektüel gencin yaptığı gibi, alışveriş merkezlerinin vazgeçilmezi olan D&R’a girip kitap alışverişimi tamamladıktan sonra ggb’yi düşünerek popo sıkılaştırma operasyonuma devam ettim.
Güneşin batışı, trafikte sıkışmış insanlar üzerinde oldukça etkili. Uzun yaz günlerinin ardından, hava daha erken saatlerde kararmaya başlayınca, zavallılar kendilerini evlerine çok geç kalmış gibi hissediyor. Bu hissiyat birçoğunda yan şeridin daha hızlı aktığı sanrısını yaratıyor. Malesef bu sebepten, kişiler gerçekten yuvalarına daha geç ulaşıyorlar. Halbuki daha önce de bahsetmiş olduğum gibi, günümüzde korunma çok önemli. Zaman algısını, 4 mevsimini dolu dolu yaşayan güzel vatanimizda bir kol saatinden algılıyor olsa bu vatandaşlar, trafik çilesi de son bulacak.
Bu düşüncelere ek olarak, ggb’nin güzel silüetini hayalimde canlandırıyordum.
Bir an dikkatim dağıldı. Önce dikkatim dağıldığı için önemli düşüncelerimi unuttuğumu sandım ve kendime kızdım. Ancak bu kızgınlığımın tam ortasında, dikkatimin dağılma sebebini anladım.
“Asla otobüs geçmeyen durak”ta, ggb’den daha güzel götlü bir bayan oturuyordu. Aynı zamanda trafiğin akışına hipnotize olmuş gibi bakıyordu. O durakta oturuşunun tek sebebi olabilirdi. Beşiktaş yönüne yan yoldan giden bir otobüs bekliyordu.
Durum değerlendirmesi yapmak için bolca zamanım vardı, evet. Otobüsün gelmeyeceğini anlayana kadar orada oturacağı kesindi. Ancak ben kıymetli zamanımı durum değerlendirmesi gibi gereksiz şeylere harcayacak insanlardan değilim. Korumamı çıkardım ve kulaklarım şehir uğultusuna uyum sağlarken ggbddggb’ın yanına doğru ilerledim.
Yanına oturdum ve yeni aldığım tütünümden güzel bir sigara sarmaya başladım. Yavaş yavaş ve özenle sarıyordum. Tütün sarıyor olmamın ve elimdeki D&R poşedinin oluşturduğu entellektüel portremin mükemmel cazibesine bir anda kapılmayacağının farkındaydım. Hayat bu kadar kolay değil. O yüzden sadece ortamı ısıtmak için, cebimden geçtiğimiz yıl başında aldığım zippom ile sigaramı yaktım, derin bir nefes çektim. O an karşı koyulamaz bir sex makinesi olduğumun farkındalığı ile başım dönüyordu. Bir süre bekledikten sonra ciğerlerimi dolduran dumanı trafiğe doğru üfledim.
Otobüsün geldiği yöne bakar gibi yapıp, ggbddggb’ın durumunu kontrol ettim. Tüyleri diken diken olmuştu ve kolları hafif hafif dalgalanıyordu. Beklendiği gibi vücudu belli salgılar üretmeye başlamıştı. Kokusunu alıyordum o salgıların. Aman tanrım! Resmen ggbddggb’ın vücudu, karşı koyulamaz auramın etkisi ile dans ediyordu!
Bu portreden tek etkilenen kişi ggbddggb değildi! Önümüzde yavaşça ilerleyen araçların içerisinden de bazı kokular alıyordum. Hatta süreç boyunca bir kedi bile ayaklarıma sürtünmeye başlamıştı. O an gerçek bir sex makinesiydim!

Durumdan oldukça hoşnuttum. Kendi cazibem beni bile baştan çıkarıcaktı bir an. Artık yapmam gereken tek bir şey kalmıştı. Ölümcül vuruş! Sigaramdan bir nefes daha alarak trafik lanetleme ritüelimi tekrarladım. Huzursuz otobüs bekleyişi içerisinde olduğumu unutmayarak potansiyel otobüslere birkaç kısa bakış attım. Ve “O” hareketi yaptım!
Elimdeki D&R poşedinin içerisinden, en yeni bestseller çevirisini çıkardım! Sakince parmaklarımı kabartmaların üzerinde gezdirirken küçük bir inleme sesi çıkarmış bile olabilirim. Kitabın arkasını çevirirken, huzursuz otobüs bakışlarım ile avımın durumunu kontrol ettim. Evet, gözlerini benden alamıyordu. Vücudunun salgıladığı hormonların kokusu, iyiden iyiye çevredeki insanların da ilgisini çekmeye başlamıştı. Hayır! Avımı bu noktaya getirdikten sonra, başka avcıların ona musallat olmasına izin veremezdim. Hemen otobüs bekleyen adam rolümü bir kenara bıraktım ve şu cümleyi tekrarladım.
“Selam, tanışalım mı?”
Sims 2
‘s’ karakteri ingilizce’de cogul eki veya bir nevi iyelik eki olarak kullanilmaktadir. çek genel bir açıklama oldu ancak yanlışsam duzeltin.
mesela `bilmemne` ingilizcede bir isim olsun. turkce’de ismin sonuna ‘-ler’ getirip `bilmemneler` olarak söylediğimiz cogul eki, ingilizce’de ‘bilmemnes’ olarak beliriyor. Simdi bazi arkadaslar önceki açıklamama rağmen burada yaptigim genel tanimlamaya; ‘siktir git lan oyle sey mi olur!’ diyecekler. dolayisiyle bir ornekle daha konuyu aydinlatmak istiyorum. Mesela Ahmet diye bir arkadasiniz var, annesi cok guzel pastirmali borek yapmis. Siz de yemeye Ahmetlere gittiniz. Bunu Turkce’de ifade ederken, basitce ‘Ahmetlere gittik’ dersiniz.(Bu noktada dayanamayıp Türkçe klavyeye geciyorum.) Ancak İngilizce bilgisi yüksek arkadaşlarımız da fark etmişlerdir; Bu cümlenin direk çevirisinde, ‘We eat at Ahmets’ dememeliyiz. Çünkü yaptıgımız iş yemek degil gitmek. evet.
Gevur aklı işte, açıklamaya çalışsam sabaha kadar örnek veririm. Ancak benim dikkatimi çeken konu, ingilizce okuma bilgisi olan halkımızın gözünden kaçan bir ayrıntı ve bu ‘s’ eki ile ve Eminönü ile ilgili.
Eminönü konusunu çok senelerdir merak ederim, Eminönü isimli lokasyon hakkında konuşan bir insan bu özel ismin sonuna gelen hal eklerini ne şekilde birleştirmeli diye.
Şayet iki seçenek mevcut.
1 seçmeli olarak -y kaynaştırma harfini kullanmak
2 her durumda -n kaynaştırma harfini kullanmak.
Dolayısıyla burada sorulması gereken konu şu; Eminönünden mi geliyorsunuz yoksa Eminönüden mi geliyorsunuz. Şayet size sorarım, Emin kim? Siz neden onun önünden geliyorsunuz? Eminin önünden gelmesi gereken birisi varsa, o Eminin ta kendisi değil midir? Veya Emin ne çeşit ameliyatlar geçirmiştir, yeni ismi nedir? Hatta siz kimsiniz ki Eminin arkasından veya önünden gelmek hakkında konuşuyorsunuz, kendisi çok feyzli bir kardeşimiz!
Seçmeli olarak kullanılan -y kaynaştırma harfi ile ilgili de şu örnekleri vermek istiyorum;
‘Eminönüye’. Bakın kullandım. ‘Eminönüde’ bakın ne kadar rahat. Kaynaştırma harfi bile yok.
İlk başlarda bahsettiğim konunun sonunu getirmedim sanırım. Bu gevurlar bizimle dalga geçer gibi çoğul eki veya aitlik belirten bir ek olarak kullanılan söz konusu ek ile biten seriler yapıp, serinin ikincisini çıkartıyorlar.

Sonra bizim bir arkadaş da, her yere yalan yanlış kaynaştırma harfi koyucam diye, Commandos 2ni kuruyor. Cars 2ni izliyor. Bu duruma düşüp uninstall için ‘kaldır’ kelimesini kullanan arkadaşlarım bile oldu.
Sonra neden insanlar, türkçe terim kullanmıyor. Sorarım size, kaynak kod ne la!?
Not: güzel türkçemde nereye kesme işareti koyacağımı, nerede dahi anlamına gelen deyi ayrı yazacağımı bilmiyorum. bazen sadece bunları yapmaya çalışırken anadilimden soğuyorum. zaten ilkokul 4. sınıfta çözdüm ben yazmayı. ayrıca çıkarmak mı çıkartmak mı? bilmiyorum ve bazen de bilmek istemiyorum.
Storm Corrosion
Herşey Mikail’in, “Olm biz albüm yapsak var ya bence çok pis tutar ha!” sözleriyle başladı. Puslu, tırsak bir sonbahar günüydü. Salonda oturmuş kankisi Stefan ile bira içiyorlardı. Stefan çoktan hesaba girişmiş, ortamdan uzaklaşmıştı. “Olm torente düşeriz la, hem konser yapmaya falan zamanımız da olmaz. Siktret bence..” dedi. Sözlerinden anlaşılacağı gibi, kendisine pek güvenmeyen bir badaktı. Zaten geçimini sağladığı işi yaşamasına yetecek parayı kazandırıyordu. Sabah 9′da stüdyoya girer, akşam 6.30 oldu mu, stüdyoyu terkederdi. Çarşamba akşamları Akdeniz’e gider, birasını içerdi. Diğer gecelerini kedisiyle ve porno koleksiyonuyla başbaşa geçirirdi. Bir keresinde yanlışlıkla kedisinin üzerine boşalmıştı. Zavallı hayvan yalanırken, steven masa çekmecesinden çıkardığı ıslak mendille temizlenmişti. 2 senedir sevgilisi yoktu Stivinin. Çarşamba geceleri şansı yaver gitmiyordu. Uğursuzdu çarşambalar. “Bu gece de ortam bomboş mına koyim” derdi çarşamba geceleri garsona. 22 lira tutan hesabını 25 lira ile kapatırdı genelde. Başka barlar denemenin zamanı geldiğini düşünüyordu. Bir keresinde arkadaşı bir gay bardan bahsetmişti. Kızlar teklif ediyor demişti gay barlarda. Ağır bir homofobik olan Stef, o arkadaşı ile bir daha görüşmedi. Aslında her çarşamba “bugün geliyo musun kanki” mesajı atan ve sonuna soru işareti bile koymaya tenezzül etmeyen garson, Stivinin cinsel yaşantısını sikip atan mazeretlerden sadece birisiydi.
Maykıl, Stiv’in liseden arkadaşıydı. Herkesle kanki olan Mayk, Stivi’nin de kankasıydı. Grup seksi severdi. Yatağının hemen yanındaki kirli sepetinin içi, farklı markaların farklı modelleri olan açılmamış prezervatiflerle doluydu. Evinde gizli prezervatifler olan, ancak bunların yerini unutan kişilerden değildi Miki, Steve böyleydi. Mayk’a göre prezervatif bir seks oyuncağıydı. Hangi oyunu oynayacağını seçmek zorunda hissetmezdi kendisini. Ancak aynı oyunu üst üste iki kere oynamaktan da pek hoşlanmazdı. Sadece bu kirli sepetini prezervatifle doldurmak için bir albüm çıkarmış ve turne düzenlemişti. Aslında bir prezervatif markasını sponsor almak da çözüm olabilirdi. Ancak tahmin edeceğiniz gibi Mişel, çeşitliliği severdi.
Malum turneden sonra sıcak bir yaz akşamında, arkadaşlarıyla Bomonti içip kutlama yapıyorlardı. Mike için hasat zamanı gelmişti, heyecandan yerinde duramıyordu. O gece Yamaha BWS model motoruna bindi ve Beşiktaş’tan Avcılar’a kadar navigasyon cihazında gördüğü bütün nöbetçi eczanelere gitti. Yaklaşık 9 ay sonra doğan birkaç istenmeyen çocuk, o geceye çok şey borçlu sanırım.
Mike, kankisi Steven’a yaptığı teklife, özetle siktret cevabı alınca sinirlenmişti. “Olm senin orta okul matematiğin de yok ha!” diye çıkıştı Stef’e. Metin çıkışmalarına devam ederken Samet uzaklara bakıyordu. Uzunca bir süre ikna etmeye çabaladı ancak Stivırd pek de sikine sallamıyordu. Gaza gelmemişti basitçe. Sonra sustu. Bomonti şişesini ağzına götürdü. Muhabbet esnasında ısınmış bira dibini içti. Suratını ekşiterek Steven’e baktı. Steven cep telefonunu ayak uzatmak için koltuğun önüne koyulmuş sehpa üzerinde çeviriyor ve konsantrasyonunu koruyordu.
Mikael ayağa kalktı ve sihirli kelimeleri söyledi; “Bu gidişle sen Pelin’i unut hacı, sana kız mız ayarlamam ben!”. Mutfağa doğru giderken, “mına koduğum badağı” diye mırıldandı. Buz dolabını açtı, son 2 birayı aldı ve salona döndü. Steven bıraktığı gibi duruyordu. Sadece telefon dönmüyordu artık. “Aga prograsif yapsak tutar aslında” dedi Stif. “Başka ne biliyoz ki zaten” deyip sinsice sırıttı Miskin. Yavaşça arkasına yaslandı, “Pıst!” sesi ile birasını açtı.
Birasından ilk yudumu aldıktan sonra, havayı kokladı. Bildiğin küflü peynir kokuyordu salon. “Siktir git çorabını çıkar, ayaklarını da yıka gel aga! Ne lan bu!” dedi Mike.
Yeni bir grubun temelleri o gece atılmış oldu. Sabahladılar, sabaha karşı ayak sehpasının üzerinde duran laptop’ın web kamerasından şu resim çekildi;

Kaynak, http://www.roadrunnerrecords.co.uk/page/News?news_id=118139